Ana Sayfa
   Kadın Çağı
   Kadın Ruhsallığı
   Kadın Özgürlüğü
   Güzellik ve Kültür
   Kadın Yüceliği ve 
   Kahramanlığı
   Kadın ve Erkek
   S e v g i
   A n n e l i k
   Yeni Çağın
   Çocukları
   Sağlık ve
   Alternatif Şifa
   Metotları
   Yaratıcılık
   Anadolu
   Tanrıçaları
   Kütüphane
   Sorular ve Cevaplar
  
 
 
  
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
 

SAĞLIK VE ALTERNATİF ŞİFA METOTLARI

 

SAĞLIK VE RUHSAL ENERJİ

Çoğu zaman doktorlar en tehlikeli hastalığın birden iz bırakmadan kaybolmasına şahit oluyorlar. Herhalde bu durumda çeşitli nedenleri düşünebilirler. Belki dış durumlar değişti de iyi geldi gibi… Ama gerçek neden her zaman unutuluyor. Gerçek neden ise en mucizevi beklenmedik neticeler veren neden Ruhsal Enerjinin ta kendisidir. Sadece o hastalığın gelişimini değiştirebiliyor.

Hastalıklarla mücadele ederken insan Ruhsal Enerjiyi kudretli bir güç olarak içine toplayabilir.

Ruhsal Enerjiye önem vermemek, onu boş vermek çok çeşitli hastalıklara yol açıyor. Sadece bedensel veya psikolojik hastalıklar değil, obsesyon bile tamamen insanın Ruhsal Enerji durumuna bağlıdır.

Son zamanların tıp ilmi o ilkel enerji hakkında bazı görüşlere sahip olmuştur. Ve çoğu hastalıkların sinirsel nedenden olduğunun farkında… Bağışıklık sisteminin gücünün sinir sistemine bağlı olduğu da biliniyor. Böylece ilkel Ruhsal Enerjinin önemi ortaya koyulmuş oluyor. Eğer bilim bile artık onu kabul ediyorsa, onu kabul etmemek mümkün müdür? İnsanlığın sağlığını koruyan en önemli bağışıklık sistemi gücünün temel nedenini inkar edebilir miyiz? İnsanlar kendi sağlıklarına çok büyük önem veriyor ve sağlıklı olmaya çok çaba harcıyorlar; ama ne yazık ki aynı zamanda en değerli şeyi de görmüyorlar.

İnsanın Ruhsal Enerjisi tükendiği zaman onun kimyasal ölümünden söz etmek mümkündür. Onun Ruhsal Enerjisi yeniden dolmaya başlıyorsa, onun dirilişinden söz edilebilir.

Tabii ki çok somut idrak etmek gerekir ki, çok sayıda hastalık Ruhsal Enerji ile iyileştirilebiliyor. Ruhsal Enerjinin bilinçli kullanılması insanlığı çoğu hastalıktan gerçekten koruyabilecektir. Tabii ki hastalığın ortaya çıkmadan kapalı şekilde geliştiği dönemde Ruhsal Enerji en iyi temizliği getirebilir.

Gelecekte tıpta çok çeşitli yeni buluşlar, icatlar ve gelişimler ortaya çıkacaktır. İlk önce Ruhsal Enerji doğru şekilde değerlendirilecektir. Hastalar, onların Ruhsal Enerji kalitesi açısından çok ciddi incelemelerden ve teşhislerden geçecektir. Hastanın çevresine özel bir ozon bulutu sarmak mümkün ve o onun sağlığını hemen güçlendirir. Hatta yakın olan insan tarafından verilen insan enerjisi ile bile hastayı etkilemek mümkündür. İnsanın, onu her adımda saran çeşitli tehlikelerden korunmaya ihtiyacı vardır. İnsanın içine düzenli şekilde toplanan Ruhsal Enerji, olabilecek çeşitli saldırılara karşı en iyi kalkan ve silahtır.

Ruhsal Enerji bazen Teros adı taşıyordu. Hermetik metinlerde bazen "Asker Teros kalkanını kaldırmış." diye bir ifade bulunabiliyor. Böylece Ruhsal Enerjinin koruyucu gücü vurgulanıyordu.

Bir gerçek yoginin hayvanlar tarafından parçalandığını hiç duydunuz mu? Böyle bir şey hiç olmamıştır. Çünkü içinde biraz olsun koruyucu sezgisi olan hiçbir hayvan, Teros kalkanına karşı saldırmaya cesaret edemez. Çoğu canlının korunmaya ihtiyacı var. Neden kendi içimizde olan hazineyi korunmak için kullanmayalım. Teros Enerjisini toplamak hiç de zor değil. Onu dışarı çıkarmak da zor değil. Tabii ki ihtiyaç anında bilinci kaybetmemek gerekir. Yogin kendi iradesi ile hayvanı öldürmüyor. Ama hayvanın kötü iradesi Teros kalkanına vurulup dağılıyor. Baskı yapan irade değil; ‘Kase’de dolu olan Enerji hem koruma altına alır, hem de etkiler. Karanlıkla mücadelede bulunan Ruhsal Enerji, her zaman karanlığı yok eden darbesini vuracaktır.

Sadece kendini değil başkalarını da, yakındakileri uzaktakileri de, tanıdıklarını ve tanımadıklarını da insan koruyabilir. İnsanlara yardım etmek isteyen ve Genel Hayır için yapıcı, yaratıcı çalışmalarda yer almak isteyen insan, kendi Enerjisini cömertçe Genel Hayır için harcar. Bu insanlığı ve dünyayı değiştirebilecek Ruhsal Enerji her insanın yüreğinde saklıdır.

  

 

DÜŞÜNCENİN ŞİFA GÜCÜ

Düşünce, sağlığı doğrudan etkileyen en önemli faktördür. Olumsuz düşünmenin, insanı en zor hastalıklara götürebileceğini herkes bilir. Ama daha fazlası, olumlu ve pozitif düşünce, en acı ve zor hastalıkları bile tedavi edebilir! Düşünce sağlığı, bir bedene gereken ilk şeydir. Sandığımız gibi, vücudun ayakta durmasını, sağlıklı olmayı sağlayan en temel şey, yediğimiz veya içtiğimiz gıdalar değil, düşüncelerdir. Egosundan arınan ve ruh olduğunu idrak eden insan, zaten temizdir ve onun saflığına negatif düşünceler yaklaşamaz.

Pratik anlamda, bir şifa metodu olarak Düşünce nasıl kullanılmalıdır?

-       Genel olarak, herhangi bir zamanda olumsuz düşüncelerden kaçınmak gerekir. Bunun için Klasik Müzik, Folk Müziği  dinlemek, ruhsal kitaplar okumak faydalı olacaktır.

-       Özellikle yemek yerken, öfkeli, kızgın, acılı olmamaya dikkat edilmelidir. Çünkü yemek yerken ağza besin tek başına alınmaz. O besinin kendi frekansı vardır. Olumsuz düşünceler ile, besinin etkileyerek onun gerçek değerini düşürüp vücudun her hücresine bu mutsuz düşüncelerin ve duyguların zehrinin dağılmasına ve durumun zorlaşmasına sebep olunabilir. Bu nedenle, özellikle yemek yerken pozitif ve güzel düşüncelerle, belki güzel ve yüksek bir müzik ile yemek yenmesine özen gösterilmelidir. Bu konu, su kristalinin güzel duygularda muhteşem ve ahenkli bir şekil almasına benzer. Güzel duygular ve düşünceler, yemek yerken vücudun yeniden güzellikle arınmasını ve düzelmesini sağlayacaktır.

Benzer şekilde hasta insanların yanında da, bu tip negatif duygulardan uzak durmak ve hasta kişiyi de uzak tutmak gerekir.

-       Mekanın ve zamanın da taşıdığı düşünceler olabilir. Örneğin, televizyonda korku ve dehşet saçan film, haber, vb… görüntüler eşliğinde yenen bir yemeğin hiçbir faydası olmayacağı gibi, bu vücudun birçok fonksiyonuna zarar getirebilir. Özellikle modern yaşamda, insanın ruhsal anlamda kendi bedeni ile ilgilenmesi için bir şanstır yemek yemek. Hatta bunun güzelliği, birçok milletin sembolü olarak, yemek kültürü haline gelmiştir.

-       Mekan ile ilgili bir diğer konu - yemek yeme ve yaşama alanlarının düzenidir. Odalarda güzellik, temizlik, sadelik ve ruhsallık sağlamak; bu konuların önemini ailenin tüm bireylerine yaşatmak gerekir. Böylece evin huzuru, ruhsal temizliği sağlanabilir ve tüm aile üyeleri bunu devamlı sağlamak için birbirine destek olur. Her ailenin ve evin Ruhsal Güzelliği ve Temizlik kültürü ona özeldir. Ancak tümünün ortak bir özelliği vardır ki o da her şeyin Tanrısal ahenk içinde olmasıdır.

Şüphesiz Ruhsallık, bunları ve bunlardan çok daha fazlasını ruhumuzla idrak edip uygulamamıza yardımcı olacaktır. Unutulmaması gereken, her ruh kendine özel Güzellikler taşır. Burada, ne yapılmaması gerektiği ile ilgili bir liste verilebilir ancak, daha önemlisi var: ruhu keşfederek pratik olarak yapılabilecekleri hayata geçirmek. Böylece ruhun Sonsuz Güneşinin yaşama doğmasını sağlamak mümkün olabilir; ve bu öyle bir Güneştir ki, tüm aileyi, toplumu hatta ülkeyi ve dünyayı aydınlatabilir.

 

 ENERJİNİN ŞİFA GÜCÜ

Aslında günlük hayat içinde yapılan çoğu şey bir çeşit enerji alışverişi ile olur: yürümek isteyince, bu isteği bir dizi uyarı beyne ulaştırır. Bu ulaştırma sırasında birçok hücre birbirinden bilgi alıp birbirine bilgi verir; yani birbirinden enerji alır ve verir. Ve sonunda bacak, diz, ayak ve ayak bilekleri hatta ayak parmakları isteği – emri – itici enerjiyi alır ve insan yürümeye başlar. Yürümek, aynı zamanda enerji vermek demektir. Ve bunu destekleyen, bu hareketi sağlayan enerji sadece vücudun içinden değil, etraftan da gelir. Etrafta ağır bir hava veya koku varsa hareket ağırlaşır, hatta imkansızlaşabilir. Ancak etrafta hafif bir hava, hatta hoş kokulu esinti varsa, yürümek olağanüstü şifadır denebilir.

Etraftaki enerjilere duyarlı olunması, vücudun etraftaki enerjilere nasıl tepki verdiğinin takip edilmesi uygun olur. Çünkü mekan ile insan arasındaki enerji alış verişi, doğrudan hisseden ve yaşayan vücuttur. Örneğin, vücudun iyi hissetmediği, düşük veya karmaşık enerjisi olan mekanlarda (örneğin - pazarda, alış-veriş merkezlerinde, futbol maçları izlenen yerlerde vs.)  uzun süre bulunulmamalıdır. Özellikle bedensel veya psikolojik bir rahatsızlık yaşayan insan sağlığı veya birçok şeye çok duyarlı bebek ve çocuk sağlığı için, mekan enerjisine daha çok dikkat edilmelidir.

Evin kokusunun yüksek enerji frekansı taşıyan, evi arındıran kokular taşımasına özen gösterilmelidir. Bunun için tütsü veya beyaz mum kullanılabilir. Mumun canlı ateşi odanın, evin frekansını yükseltir ve mekanı temizler. Böylece hem ortamın, hem de insanların ruhunu canlandırır. Benzer şekilde tütsü ise içine çekilen havayı arındırıp ferahlığını sağlayarak ortamın enerjisini yükseltir.

Genelde, bir önceki gün giyilen kıyafet, kötü kokmasa da, önceki günün olumlu, olumsuz tüm enerjilerini, yorgunluklarını taşır. Bu nedenle, unutmak istenen olayların yaşandığı, tekrar enerjisine girmek istenmeyen bir günden sonra kıyafeti yıkamak veya açık havada havalandırmak gerekir. Aksi takdirde, olumsuz düşünceler önceki güne ait bir leke gibi yakayı bırakmayabilir.

Etraftan alınan enerjinin iyi olması için gayret etmekten daha çok, insan etrafa verdiği enerjinin temizliği için gayret etmelidir. Çünkü insan ne kadar yüksek frekanslı enerjiler taşıyorsa, ona gelen enerjiler de o kadar yüksek olurlar.

Önceki günden kalan yemek, buzdolabında saklansa da, yine enerji bakımından önceki günün faydasını taşıyamaz. Çünkü sebze ve meyve dalından koptuktan veya pişirildikten sonra, eğer özel bir işlem görmemişse (Mor Enerjiyle sarıp korumak gibi), cansızlaşmaya yani yüksek enerjisini kaybetmeye başlar. Özellikle gelişim çağındaki çocukların veya hastaların vücutlarında, sürekli bir yenilenme ve gelişme çalışmaları olduğu için, mümkün olduğunca birkaç gün beklemiş yemek yememesi gerekir. Eğer mecbur kalınmışsa, bu yemeğin enerjisinin yükseltilmesi için, yemeğe sevgi enerjisi gönderilebilir.

Sevgi çok özel bir şifa kaynağıdır. Sevginin kendi özel bir Şifa Enerjisidir denebilir. Ruhsal bir insan, Ruhsal Sevgi Enerjisi ile kendine ve etrafındaki birçok insana şifa verebilir. Tarihin en eski zamanlarından beri, birçok dilde, “Sevgi Gücünün büyüklüğü” ifade edilir. İnsanoğlunun tanık olduğu en büyük Sevgi Gücü şifacılıktır. Sevgi, sevgiliyi olduğu gibi, çocuğu da, yaşlıyı da, hastayı da iyileştirebilir. Şifa gereken herhangi bir konuda, Sevginin yürekten eksik edilmemesi gerekir. Onun bir damlası bile, binlerce ton su taşıyan denizler kadar arındırıcı ve şifacıdır.

Evdeki çiçeklerin enerjilerini kontrol etmek gerekir. Evde bulunduğu yerini sevmemiş veya evin içinde olmayı hiç istemeyen bir çiçek, canı acıdığı ve mutsuz olduğu için, etrafa negatif enerjiler saçmaya başlayabilir. Bu nedenle evdeki çiçeklerin enerjilerini, hallerini takip etmek, evin ve bireylerin genel sağlığını da doğrudan etkiler.

Benzer bir konu, evde beslenen evcil hayvanlar için de geçerlidir. Özellikle küçük bebeği veya çocuğu veya hastası olan aileler, ya bu dönemde hiç hayvan barındırmamalıdır ya da frekansı ile tam uyuşulabilen bir hayvan barındırmalıdır. Bir hayvanın frekansı ile tam uyuşabilmenin anlamı, onunla konuşabilmek, ona ait tüm enerjilerin farkında olmak, ona ait tüm bu enerjilerin pozitif olduğundan emin olmak demektir. Çünkü hayvanın enerjisini kontrol etmek, ondan emin olmak çok mümkün değildir. Özellikle, bir evde ruhsallık ön plana alınmaya başlanıyorsa, o evin enerjilerinin kontrol edilmesi, enerjilerden emin olunması gerekir. Ruhsal arınmayı sağlayabilmek için gerekiyorsa ve bu zor olsa da, hayvanları (özellikle kedileri, akvaryum balıkları, terraryum kaplumbağaları ve çeşitli amfibiya sürüngenleri vs.) en azından evin içinden uzaklaştırmak gerekir.

Yaşam alanlarının temizliği, güzel ve renkli çiçeklerle, ruhsal tablolarla donatılmış olması doğrudan şifa kaynağıdır. Özellikle hastanelerde tek düze odaların ve perdelerin yerine, yaşamın renklerini ve Yüce duygularını uyandıran ve canlandıran dekorasyonlar olmalıdır. Odada, Yücelik taşıyan sadece bir tablo bulunması bile, temizliği ve şifayı tek başına sağlayabilir.

Doğanın renkleri ile uyumlu giyinmek çok önemlidir. Birinin ölümü zamanında insanların siyah renkte giyinmesi, çok yanlış bir davranıştır. Siyah renk karanlığı simgelediği için üzücü ve boğucudur. Oysa bedensel bir ölüm olduğunda, başta ölen kişinin ve onun tanıdıklarının ihtiyacı olan son şey, üzüntüyü artıran renklerdir.

Bir başka değişle, renklerin de şifa enerjileri vardır. Giyimde, dekorasyonda vs… hangi renk kullanılsa veya sadece hayal edilse, o renge uygun şifa insanı doldurur.

Yeşil renginin Enerjisi, asıl ve gerçek şifa kaynağıdır. Rahatsızlık zamanlarında yeşilin herhangi bir tonunda giyinmek ve onun temiz ve arındırıcı enerjisini bedenin tüm hücrelerinde hayal etmek çok faydalı olur. Veya benzer şekilde yeşilliğin, ormanın içinde yürümek de hastalıklara karşı gerçek şifayı sağlayabilir. Bu nedenle her tipte hastanelerin, sağlık merkezlerinin yeşile, doğaya, ağaca önem vermesi, özenle bakılan kendi bahçesinin olması çok önemlidir.

Pembe rengin Enerjisi, insana sevgi şifası sunar. Psikolojik sorunlar yaşanan zamanlarda açık pembe veya açık turuncu renkte giyilmesi veya o rengin hayal edilmesi rahatlatıcıdır. Uzak yerlerde sevgiye ihtiyacı olan herhangi birine, savaşta acı çeken bir çocuğa, yalnızlıktan acı çeken bir sevgiliye, hasta birine, özlem duyulan anneye – babaya ve daha birçok kişiye yoğun sevgi göndermek mümkündür. Bunun için, o insanı yoğun pembe renkli bir kürenin içinde hayal etmek, içten, yürekten sevgi göndermek, kişinin tam o anda sevgiyi hissetmesini sağlar. Bu aynı zamanda Sevgi Şifası ve Enerjisi göndermek için güzel bir yoldur. Çünkü Sevgi Şifası ve Enerjisi ile çözülemeyecek bir sorun yoktur!

Mor rengin Enerjisi, insana ruhsal şifa sağlar. Özellikle içindeki mavi tonu azaltılmış pembe tonu daha yoğun olan tonda mor rengi, doğrudan insanın ruhunu arındıran ve koruyan özelliğe sahiptir. Negatif duygu ve düşüncelerden arındırmak ve bu tip olumsuzluklardan korunmak istenen bir mekanda bu renk kullanılabilir.

Mavi rengin Enerjisi, her tonda mavi, ruhsal güç ve özellikle bedensel güç sağlar. Özellikle hastaların ve çocukların bu rengi kullanması, hayal etmesi çok faydalıdır.

Sarı rengin Enerjisi, insanın Yürek Işığını artırır. Bir başka değişle, Ruhsal Gücün korunmasını ve artmasını sağlar. Böylece birçok çeşit olumsuzluğun çözülmesi için genel bir güç ve Ruhsal Bilgelik sağlar.

Beyaz rengin Enerjisi, hemen her insanın tahmin edebileceği gibi, temizlik sağlar. Hem bedensel, hem de Ruhsal Temizlik sağlamak ve Ruhsal Sevgiyi insanlara ve diğer tüm canlılara dağıtmak için çok uygun bir renktir. Saflığın, temizliğin ve Ruhsallığın sembolüdür.

Daha birçok rengin, hatta birçok tonun kendi şifası bulunuyor. Renklerin Ruhlara açık olan bu dünyasını keşfetmek, pratik olarak uygulamak, geliştirmek ve etrafa yaymak çok önemlidir.

Ruhsal Enerjinin Şifa Gücü yüksek ve değerli bir konudur. Bu nedenle yanlış kullanımlardan korunması gerekir. Son zamanlarda çakraların enerji dengesi birçok insanın ilgi alanına girmeye başladı. Çakralar içinde ve etrafında bulunan bu özel enerjiler insan vücudunun, psikolojisinin ve ruhunun dengesini, ahengini sağlıyor. Bu yaşam enerjilerine, birileri tarafından müdahale edilmesi çok zararlı sonuçlar yaratabilir. Çakralardaki enerjinin gerçek şifasını, insanın kendi, kendi ruhuyla sağlamalıdır. Aksi takdirde ne kadar iyi niyetli bir yardım amacı taşısa da, başka bir insanın çakralarındaki enerjiyi ve enerji dengelerini ayarlamaya çalışmak, kesinlikle sağlıksızdır ve kalıcı bir çözüm değildir; daha kötüsü ise bu tip bir müdahale ölümcül sonuçlara yol açabilir. Bu konuda en iyi niyetli yardım, karşıdaki kişinin ruhunu canlandırmaktır ve böylece kişi kendi çakralarının enerji dengesini yine kendi Ruhsal Enerjisi ile sağlayacaktır.

Enerjinin en önemli şifa kanallarından biri Kadınsal Enerjidir ve özellikle bu Yeni Kadın Çağı’nda Kadınsal Enerjinin ortaya koyduğu güçtür. Evet, Kadınsal Enerji en önemli şifa kaynaklarındandır. Kadın – Anne, ruhsallaştığı sürece Sonsuz Şifa Kaynağı olabilir. Erkeği de bu yolda teşvik edip, onun da bu yeteneğini ortaya çıkartmasına yardımcı olabilir.

Kadınsal Enerjiyi ruhsal bakış ve görü ile yani ruhsallaşarak bilinçli yaşamak mümkündür. Kadın veya erkek Kadınsal Enerjiyi ne kadar bilinçli ve Genel Hayır için kullansa, o kadar şifalı sonuçlara ulaşılacaktır. Çağın taşıdığı bu büyük gücü, bilinçli şekilde toplumun hayrı için ortaya çıkarmak ve her şeyi olumlu, pozitif, şifalı ve Yüce hale dönüştürmek mümkündür.

Kadın Çağı’nın gerçek şifası, çağın kendi içinde, Kadınsal Enerji’de bulunuyor. 

 

KADINSAL ENERJİNİN ŞİFA GÜCÜ

Kadınsal Enerji dünya tarihinde, insanın şimdiye kadar bulduğu tüm enerjilerden daha güçlü ve daha etkilidir.

Günümüzde birçok insanın, birçok davranışın, yeni yaratılan birçok ürünün ne kadar ruhsuz, sevgisiz, soğuk hisler uyandırdığı konuşuluyor. İnsanoğlunun bu konulardaki eksikleri görebilmesi ve ruhsal farkındalıkların artması Yeni Çağ’ın Kadınsal Enerjisi sayesindedir. Hem erkeğe, hem de kadına ve her yaşta insana yürekten ulaşan bu enerji, bu çağın ruhunu besleyen Ana Enerjidir. Gerçekten de Kadınsal Enerji Anaçtır ve Tanrısal Sevgi Enerjisidir.

Kadınsal Enerjiyi ve etkilerini hissedip idrak ettikten sonra geriye tek şey kalıyor: Kadınsal Enerjinin pratik hayatta nasıl yaşanabileceği? Bu enerjiyi fark edip değerini görmemek, olumsuz düşünce ve duygularla insanlara zarar vermek gibidir. Çünkü bu enerjinin en önemli özelliği ruhsal çalışma gerektirmesidir. Bu enerjiyi idrak eden yürek, ruhsal çalışmalar olmadan, ruhunu idrak etmeden, yeryüzüne güzellikler indirmeden rahat edemez.

Bunun anlamı, yapılan her tür ruhsal çalışmada, Kadınsal Enerjinin desteği yani şifası bulunur. Bunun bilincinde olmak, o enerjiyi yüreğinde hissetmek olağanüstü güç ve sevgi sağlar.

Özellikle anneler, bunu en pratik şekilde ve en önce idrak edebilirler. Yeni Çağ’da dünyaya gelen çocuğun gelişimini anne kendi ruhu ile de takip edebilir. Bu tip ruhsal çalışmaya Kadınsal Enerji destek verir. Veya anne, çocuğunu emzirirken, anne sütündeki Sonsuz Şifa da Kadınsal Enerji Şifası taşır. O süt, sadece çocuğun değil, annenin de yüreğini Tanrısal Sevince götürecek niteliktedir. Ruhsal anne, çocuğa ait her şeyin enerjisini, çocuğun ruhunun enerjisini ve çocuğun etrafında ona etki edebilecek her şeyin enerjisini bilmek, kontrol etmek ister. Kadınsal Enerji anneye bu konuda da destek olur. Kısaca, ruhsal anlamda hangi incelikte ve nasıl işler yapılıyorsa, o çalışmada Kadınsal Enerjinin sonsuz desteği de bulunur. Bu nedenle, yürekten yapılan herhangi bir işte, Kadınsal Enerjinin varlığının da bilincinde olmak, onunla çalışmak çok faydalı olur. Bunu erkekler de kadınlar kadar başarı ile yapabilir. Önemli olan ruhsal olabilmektir. Her ne kadar pratik anlamda kadınlar ruhsallaşmaya daha müsait görünse de, özellikle indigo çocuklar için bu geçerli değildir. İndigo çocukların, erkek veya dişi, her birinin bu Kadınsal Enerjiyi sonsuz güzellikte kullanabilecek yeteneği bulunur.

Erkeksel Enerji de, çağın içinde bulunan, diğer bir özel enerjidir. Yeni Çağın özelliği, Kadınsal ve Erkeksel Enerjilerin dengesini sağlamaktır. Çağın kendisini simgeleyen Kadınsal Enerjideki anaçlık, kadınsal yaratıcılık, özveri, şifa, sevgi ile, Erkeksel Enerjideki güç, kahramanlık, güven, erkeksel yaratıcılık özellikleri dengeli bir şekilde birleşmelidir.

 

 SES, MÜZİK VE RİTMİN ŞİFA GÜCÜ

Yaşam aslında sestir, ritimdir, müziktir denebilir.

Yaşam sestir; çünkü ses ruha ait en canlı ve Yüce Güzelliktir. Bundandır ki, hiçbir müzik aleti olmadan dinlenen temiz ve güzel bir ses, öyle Yüce duygulara götürür ki, göklerde bir deniz bulmuş ve içinde yüzüyormuş gibi hissedebilir insan. Bu nedenle sesin şifa gücü de önemlidir. İnsanın ses tonundaki güzellik, onun ruhunu da yansıtır. Bu nedenle, kaba ve içi boş kelimelerden, bozuk, ritimsiz cümlelerden kaçınarak konuşmak da bir tür şifa vermedir. Bunu başarabilmek için, güzel eserler okumak, dilin özünü de, en geniş kelime hazinesini de öğrenmek çok faydalıdır. Ayrıca dilin gelişmesi sayesinde, insanın ses tonuna ruhsal güç de gelir ve böylece sesin zayıflığı giderilebilir. Güzel, sıcak ve içten kelimelerin düzeltemeyeceği şey yoktur. Zaten Yeni Çağ, insanı Güzelliklere, Ortak Dünya Kültürüne, Birliğe çağırıyor. Ve bu çağrının kendi de, oldukça samimi Tanrısal Sesle yüreklere işliyor. Ve O Sesi duydukça, bu Yüce Kültüre açlığımız da artıyor.

Yaşam ritimdir; çünkü ritim insan yaşamı için, anne karnında bebeği çevreleyen, yaşam enerjisini sağlayan suyun içinde başlar. Kalbin atışının, soluğun ritmik olması da, ritmin insan yaşamı için ne denli önemli bir konu olduğunu hissettiriyor. Ve bu bedensel ritme Kozmos da katılıyor. Dünya, belirli bir ritim ile kendi etrafında dönüyor; gece ve gündüzün ritmi belli… Ve yine ritmik şekilde dans eder gibi, Dünya Güneş etrafında dönüyor; mevsimlerin ritmi bir an olsun şaşmıyor. Kozmos olağanüstü bir dans sahnesi denebilir. Gezegenler, Yıldızlar, Galaksiler birbirlerinin etrafında veya bir merkezin etrafında sürekli ritmik şekilde hareket ediyor. Ve bu ritim, yaşam – Kozmik Yaşam demektir! İşte, ritmin şifasını anlayan insan, Kozmik bir Şifayı idrak etmiş demektir. Ritim duygusu, ahenk ve güzellik duygularına açılan bir kapıdır. Yoğun günün sonunda, durup, vücuttaki ve evrendeki bu Muhteşem Kozmik Ritimleri, aralarındaki uyumu, Ahengi hissetmek, yaşamak, hatırlamak Göksel bir Şifadır. Ritim duygusu, yaratıcılıkta ve sanatın birçok dalında da kendini gösterebilir. Ritim duygusu olan sanat eserlerine daha çok ilgi göstermek ve bu tip ahenkli ürünleri daha çok talep etmek toplumun kültür seviyesi için de çok faydalı ve güzel olur.

Benzer şekilde, dans etmenin de bir ritmi olmalıdır. Dansın içinde ses, müzik ve ritim hepsi bir aradadır. Bu nedenle, dansın kendisi şifadır denebilir veya Yüce ve Güzel bir dansı seyretmek de şifa verir. Dansın ritmi, dansın hareketleri, dansın ahengi, dansın  Estetiği onun için son derecede önemlidir. Bunlar yoksa dans da olamaz. Şöyle söylemek mümkün, dans hareketlerinin   Ritmi, Kompozisyonu ve Güzelliği sahnede bir Gösteri oluşturuyor. Bu dans gösterisinin Estetiği sayesinde insan, Gezegenlerin, Yıldızların, Galaksilerin Tanrısal Kozmik Dansına katılabilir.

Yaşam müziktir. Çünkü yaşam, ama Gerçek Yaşam Gökseldir ve müzik, Yüce ve Göklere ait olduğu halde, yeryüzünde yaratılabilen, insana sunulmuş en Güzel Göksel Armağandır. Güzel bir müzik, insana sadece güzel duygular ve hisler yaşatmaz, insanı canlı canlı Tanrısal Göksel Güzellikler ile buluşturabilir. Müzik aslında ses ve ritmin, çeşit çeşit renkte Ahengi denebilir. Buna karşılık, ritimsiz ve doğal olmayan kaba sesler, bağırtılar içeren, yaratıcılıktan uzak, ruhsuz, cansız, ahenksiz müzik türleri insanı, insanın canını ve ruhunu çok hırpalar. Ne yazık ki günümüzde birçok gencin severek dinlediği, özellikle hip hop (rap), pop ile metal ve rock tarzda son dönem müzik ürünlerinin birçoğu, aslında müzik değildir. Çünkü o tip yapıtlar, Gerçeğe, Yüceliğe, Tanrıya götüremiyor. O tür yapıtlar aksine insanın sadece psikolojisini değil, ruhunu ve canını da acıtıyor ve insanı yeryüzüne bağlayıp, olağanüstü acılara mahkum edebiliyor. Çünkü bu tip ürünlerin içinde Yüce olan, Tanrısal olan hiçbir şey bulunmuyor. Bu tür yapıtlar araştırmacı bilim adamlarına göre insanın aklını, hafızasını, duygularını, ruhunu ve tüm şahsiyetini son derecede kötü etkiliyor ve dağıtıyor, hatta yok ediyor. İnsanın güzellik duygusu, özgürlük, temizlik, sevgi, sevinç gibi duygulara ihtiyacını kesinlikle karşılamıyorlar, daha da fazlası - gençlerin bilincini ve ruhunu deforme ediyorlar ve gerçek Estetik İdeal yerine karanlıktan gelen düşük, dejenere olan ve dejenere eden Anti-estetik ve Anti-kültür taşıyan bozuk düşüncelere, duygulara, hallere ve frekanslara esir ediyorlar. Ne Yaratıcılık duygusu, ne Güzellik duygusu, ne Göksel Ahenk ve ne de Göksel Ritim taşımıyorlar. Zaten özellikle diskolar ve çeşitli gece kulüpleri çocukların ve gençlerin sadece temiz, Yüce ve ruhsal hallerini bozmakla kalmıyor, o tür mekanlar çocuğu, genci her tür duygusal depresyona sokabiliyor. Günümüz gençlerinin en büyük sorunu, bu tip düşük seviyede enerji içeren yerlere ve eğlencelere olan meraklarıdır. Ruhsallığın, Yüceliğin kıymetini ve değerini bilen ebeveynlerin, tüm öğretmenlerin ve terbiyecilerin ve Genel Kültürden, Estetik Kültüründen ve Sanatsal Kültürden sorumlu olan yöneticilerin artık geç olmadan harekete geçmesi gerekmektedir ve geleceğimiz olan gençlere, hatta kendi çocuklarına Gerçek Kültürü verme zamanı gelmiştir. Aksi takdirde gelecek, dejenere olmuş toplum haline gelebilir!..  İnsanın sadece karnı tok olması yetmez. O ruhsal bir varlıktır ve temiz, güzel ve yüce ruhsal gıdaya büyük ihtiyaç duyuyor, hatta çoktan bunun açlığını çekiyor. Ve bunu görmezlikten gelmek artık mümkün değil. Eski Çin'de şunu diyorlardı:"Söyle bana senin ülkende nasıl bir müzik yaygın, ben de sana ülkenin halini söylerim!.."

Müzik sanatındaki bu şifalı güç, aslında sanatın diğer birçok dalı için de geçerlidir. Her tür sanat dalında bu Yüce Şifalı Gücü aramak ve bir esere içinde Gerçek Güzellik ve Yücelik varsa ilgi göstermek gerekir. Gerçek Güzellik ve Yücelik duygusu taşımayan bir müzik dinlenmemesi gerektiği gibi, ruhsuz, karanlık bir tablo da, odada cansız enerjiler yayacağından duvara asılmamalıdır. Yüce nitelikler taşıyan bir şiir de, insanı Tanrının Yüreği ile buluşturabilir. Bunun için uzağa gitmeden Yunus Emre’nin eserlerini veya ünlü Hint yazar ve sanatçı Rabindranath Tagor'un eserlerini hatırlamak yeterlidir. Bu şairler Gerçek Göksel Sevgilileri - Tanrıya duydukları Yüce Sevginin renklerini taşıyan güzel çiçekleri, insanlığa koklatırlar. Sadece bu koku bile, Sonsuzluğun Gerçek Sanatını ve Yüceliğini, insanın Yüreğinde müthiş duyguların esintisini yaratarak, getirebilir. İşte Yaratıcılık ve Yücelik budur!

Çok net söylemek gerekir ki, insanın olağanüstü psikolojik ve ruhsal acılar çektiği, yıkımların ve yok edici olayların sürekli artarak sürdüğü bir dönem yaşanıyor. Böyle bir dönemde, Yüce ve Göksel ve Tanrısal Yaratıcılığa, yani kısaca Gerçeklere ihtiyaç vardır. Psikolojik ve ruhsal baskılar altında bırakan, hatta insanı ezen hiçbir çirkinliği yaşama kabul etmemek ve mümkünse o yanlışı, çirkinliği düzeltmek gerekir. Müzik Sanatı, son dönemlerde müziğin genel seviyesi Mozart, Bach, Beethoven gibi kompozitörlerin yarattığı müzik seviyesinden çok daha düşükse, bunun önemli bir anlamı vardır: şimdi insanlık, eskiden yaşanan ruhsal seviyede değildir ve Yüce Duygulara yaklaşamamaktadır. İnsanlığın ihtiyacı olan - Yüce, Ruhsal ve Göksel Gerçek duygulardır. İnsanlığın, özellikle de şimdi ve asla ruhsuz, ahenksiz ve yücelikten uzak sanat eserlerine ihtiyacı yok.

 

IŞIĞIN ŞİFA GÜCÜ

Güneş insana Ruhsal Işığı ve Isıyı vermek ve hatırlatmak ve bunların şifasını almayı öğretmek için de çaba göstermektedir.

Ne yazık ki özellikle son zamanlarda, atmosferdeki tahribatlardan dolayı, doğrudan Güneşin ışınlarının altında kalan insan vücudu oldukça zarar görebilmektedir. Bu konuyu göz ardı etmemek ve yaz aylarında özellikle de sabah 10:00 ile 16:00 arasında doğrudan güneş altında çalışıp yürümemek, güneşlenmemek gerekir. Özellikle de çocuklar ve yaşlılar bu saatlerde güneş altında durunca büyük zarar görebilirler. Güneşin ışınlarının bedene sağladığı şifa da vardır, ama bundan faydalanabilmek için, yaz aylarında sabah çok erken saatler, akşam çok geç saatler ile yaz dışındaki mevsimlerde Güneşle dışarıda randevulaşmak daha uygundur.

Rahat çalışılabilecek kadar yeterince günışığını çalışma odalarına, işyerlerine almayı sağlayan yapılar yapılmalıdır. Güneş ışığı insana şifa verir ve lambadan önce onu kullanmak gerekir. Çünkü göz, asıl olarak güneş ışığı ile uyumludur. Daha sonra insan tarafından yaratılan lamba, sadece Güneşin taklidi, minik versiyonları gibidir. Güneş kendi gerçek lambasını yakıp ışınlarını Dünyaya gönderiyorsa, buna perdeleri kapatmak değil, “Hoş geldin” demek gerekmez mi? Her gün parıldayan, sadık dostumuz Güneş, her gün Dünyayı aydınlatıyorsa, bunun Ruhsal bir anlamı yok mudur acaba? Güneş, hem de her gün yorulmadan, bıkmadan Aydınlığın önemini, yaşamsal fonksiyonunu vurguluyor. Işığı sevmek, karanlık ortamda değil, ışıkta, hatta gerçek gün ışığında çalışmak, yaşamak çok şifalıdır.

Geceleri ise, yani lamba kullanılmak zorunluluğu var ise, daha çok, açık sarı veya açık sarıya yakın beyaz ışık seçilmelidir. Çünkü Güneşimiz sarı renkte bir yıldız olduğu için ona alışan gözümüz, aynı rengi almayı ister. Ancak bu renkte ışık kullanabilmek için duvarların ve mekan içi dekorasyonun bu ışığa uyumlu olması gerekir. Aksi takdirde, bu ışık insanı rahatsız edebilir. Eğer mekanın daha sağlıklı olması, daha mutlu çalışmaya ve yaşamaya elverişli olması isteniyorsa, mekanın bu tip aydınlatma özellikleri, henüz bina tasarlanırken bile dikkate alınmalıdır. Aslında, kendi çalışanının ve dış müşterilerinin de sağlıklı ve mutlu bir ortamda olmasını sağlamak, her işyerinde temel amaç olmalıdır. Bu konu sadece işyerleri için değil, evler, okullar, hastanelere kadar her mekan için geçerlidir.

Her nasıl, güneşe doğrudan bakıldığında gözler rahatsızlık yaşıyorsa, ampulün de çıplak durması sakıncalı olabilir. Ampulün mümkün olduğunca gizlenmesini sağlayacak bir ahize uygun olur. Benzer şekilde, çok süslü ve parıltısı çok kristalize ahizeler, ışığın yapaylığına yani odada ahenksiz bir ışık dağılımına neden olabilir. Ayrıca, ışığın değişik konular ve çalışmalar için aydınlatma derecesi değişebiliyor olmalıdır. Doğrudan her zaman yüksek seviyede veya her zaman düşük seviyede aydınlatan bir lamba çok faydalı değildir. Işığın aydınlık derecesi evin enerjisi ile uyumlu olmalıdır. Işığın aydınlık derecesinin bile şifası vardır denebilir. Yüksek aydınlık derecesi kitap okumak için gereklidir ama ruhsal derinlikte bir müzik dinlerken, orta seviyede aydınlık, mekanın şifasını güçlendirecektir.

Gecenin kendi ışığının güzelliklerini anlatan şiirler okumak mümkündür. Gecenin karanlığından çok, karanlığın ortasında uzak diyarlardan parlayan yıldızlar ilgi çeker. O kadar büyük ve sonsuz karanlığa rağmen, yıldızın ışığı ondan milyonlarca ışık yılı uzaklıktaki Dünyamıza nasıl da ulaşır. Acaba, insan aydınlansa, ruhunu idrak etse, ruhunun aydınlık ışığını yaksa, ruhun ışığı da böyle uzaklara ulaşabilir mi? Evet, hem de, çok daha fazlasını yapabilir!

 

HAVANIN ŞİFA GÜCÜ

Evimizi, caddeleri, parkları, meydanları, ormanları, dağları, denizleri dolduran, soluk ve yaşam kaynağımız olan havanın şifa gücü ne olabilir?

Havadaki şifa üç temel konuya bağlıdır: havanın temizliği yani içindeki çeşitli maddelerin yoğunluğu, ferahlığı ve havanın kokusu. Bu üç konuda havada denge sağlanmışsa, öyle bir hava her tür hastalığı da iyileştirebilme gücüne sahiptir.

Bir evin kendi içinde sürekli dönen bir hava vardır; bu durum, olumsuz herhangi bir maddenin veya duygunun veya düşüncenin de sürekli evin içinde dönüp durabildiği anlamına gelir. Özellikle çok erken saatlerde sabahın canlı, temiz ve taze havası ile evi havalandırıp, içerideki havayı yenilemek, sadece aile bireylerine değil, evin içindeki her canlıya da iyi gelecektir. Ayrıca sabahın serin ve yumuşak havasını koklayarak uyanmak hem kolay, hem de güne sağlıklı bir başlangıçtır. Havalandırmanın, iç mekandaki havanın yenilenmesini sağlamanın önemi sadece evler için değil, toplu yaşama alanları için de çok önemlidir. Ortak yaşam mekanları, birçok insanın ısısını, nefesini, olumlu veya olumsuz hallerini, hastalık enerjilerini taşır. Toplu yaşam alanlarında, ortamlarında bulunabilen bu olumsuzluklardan sağlıklı insanın hiçbir şekilde etkilenmemesi için, mekanın sürekli havalandırılması ve bu konuya olağanüstü önem verilmesi gerekir. İşyerleri, okullar, kütüphaneler, hastaneler, sinema gibi tüm kapalı mekanlar, özellikle sabahın temiz ve ferah zamanlarında havalandırılarak güne başlamalı ve gün boyunca mümkün olduğunca havalandırılmaya devam edilmelidir. Özellikle sinema ve tiyatro gibi mimarisi gereği yeterince hava alamayan mekanlarda, bu sorunu dengeleyecek güçte havalandırma kullanılmalıdır. Ayrıca toplu taşıma araçlarında havalandırma çok önemlidir. Özellikle bu tip ortamlarda, insandan insana hava yolu ile çeşitli hastalıklar geçebilir. Her ne kadar hava temizken şifa veriyorsa, kirliyken bir o kadar negatif etki yaratabilir.

Fabrikaların ve tüm işletmelerin, havayı hatta tüm çevreyi kirletmemek için kesinlikle hava temizleme cihazları ve sistemleri olması çevre için hayati önem taşımaktadır! Arıtma Tesisleri Tekniği en modern Teknoloji tarafından desteklenmeli ve gezegenimizin havasını kirleten fabrikaların Arıtma tesisleri bu yönde sürekli geliştirilmelidir. Havayı kirleten fabrikaların hiç bir sahibi veya yöneticisi sokağın tozu ile bulaşmış bir bardak suyu bile içmeyi istemez. Ama çevrede yaşayan yüz binlerce insanlar kanserojen maddeleri taşıyan hava ile hayat boyunca nefes almak zorunda mıdır!? Sorumluluk sahibi insanların, çalışanların bu konuda, kirlilik yaratan işletmeleri uyarmaları gerekir. Çünkü hava, tüm insanlığın ortak yaşam ve şifa alanıdır. Bu alanın temizliği herkesi ilgilendiren ortak bir konudur.

Mekanın içinde ne kadar az negatif düşünce varsa, hava o kadar ferahtır. Bundandır ki, en ferah mekanlar, açık hava, ormanlık alanlardır. Çünkü ağaçların, doğanın biz insanlar gibi negatif duygu veya negatif düşünce taşıma gibi bir dertleri yok. Doğa yaşamın sadeliğini ve ferahlığını zaten yaşıyor. Bu ferahlığı evlere, yaşama alanlarına da getirmek mümkündür; bunu sağlamak için insanın kendini ve etrafındakileri, olumlu ve pozitif düşüncelere davet etmesi yeterli olacaktır. Ayrıca mekana uygun temiz ve Yüce, hafif seste müzikler de, özellikle Klasik müzik ferahlığı sağlayabilir.

Havanın kokusu ise, şifasını tamamlayan bir diğer faktördür. Çam, nane, çeşitli tütsü kokuları mekanın yüksek frekansı için yardımcı olur. Bu tip kokuları, havasızlığa neden olacak kadar yoğun kullanmamak koşuluyla, her tip iç mekanda kullanmak herkes için şifalıdır.

 

SUYUN ŞİFA GÜCÜ

Susuzluk günümüzde en yakın, çarpıcı ve gerçek bir küreselleşme sorunudur. Suyun şifa gücünden bahsedebilmek için öncelikle, bu dönemde suyun azalmasını önlemek ve artmasını sağlamak nasıl mümkün, bu konulara değinmek gerekir. Hem insanların, hem de iş yerlerinin suyu nasıl kullanması gerektiği ile ilgili çalışmalar zaten tüm yoğunluğu ile Dünyanın her yerinde devam ediyor ve bu çalışmalar artarak devam edecektir.

Bugün suyun önemli bir kısmı küresel ısınma sebebi ile buharlaşmakta, önemli bir kısmı ise Yer’in merkezine doğru çekilmektedir. Yani su, sanki özellikle insanın yaşama alanı olan yeryüzünden uzaklaşmakta. Bunun sebebi, ama Gerçek Sebebi nedir? Yüzde doksanımız olan bu maddeye – suya, yeterince iyi bakamıyoruz. Burada suyu nasıl ve ne miktarda tüketmek gerektiğinden değil, daha ince bir konudan bahsedilmektedir. İnsanoğlu, vücudundaki suya önem verebildi mi? Hayır, veremedi ve hala bunu nasıl yapabileceğini bilmiyor!

Suya güzel ve olumlu ve Yüce düşünceler, Yüce duygular iletince, su kristalleri olağanüstü güzel hallere bürünür. İnsan ne yazık ki Güzellikten, Güzel ve Gerçek Değerlerden hızla uzaklaşıyor. Bunun anlamı kendi doğasından, kendi Gerçeğinden uzaklaşıyor. Ve sonunda, Dünya üzerinde kendini zavallı, ölümlü, sadece kazanması ve tüketmesi gereken bir varlık gibi görüyor. İnsanlık böylesine olumsuz bir haldeyken ve bu nedenle doğaya da değerini vermek bir yana olağanüstü zararlar verirken, yine de Doğanın en temel maddelerinden biri olan Su, insanlığa milyarlarca senedir Yücelik ve Şifa konularında açık ve gizli bilgiler vermektedir. Acaba su, bu Yüce özverili çalışmalarından artık yorulmuş olabilir mi? Su Dünyası insanın bu ruhsuz doğasına daha fazla dayanamıyor! Oysa denizler şairlere yüksek ilham kaynağı olmuş, okyanuslar tüm karaları birbirine bağlayarak her şeyin Sonsuz Birliğini anlatmış, nice nehirlerinde kutsal arınmalar mümkün olmuş, minicik gölleri bile Sonsuz Güzellikte aşklara sahne olmuştur! Suyun insan yaşamında, sadece içmek veya temizlik gibi bedensel önemi değil, Ruhsal Sonsuz değeri vardır. Ve bu değer onun Asıl Değeridir.

Henüz geç değil!

Banyo yaparken, insan üzerine akan suyun her damlasını hissetmeli, yaşamalı ve suya bu arınmayı sağladığı için teşekkür etmelidir; hem de bu sevgiyle, içtenlikle yapılmalıdır.

Su içerken insan, içindeki tüm olumsuz duygu ve düşünceleri bir kenara bırakıp, suyun Ruhsal şifasını isteyerek, bunu sudan rica ederek içmelidir.

Sular özel, şeffaf ve kesinlikle temiz şekilde ambalajlanmalı ve yerlere atılmak yerine, suyun kutsallığına uygun olarak raflarda sıralanmalıdır.

Bencil olmamak gerek: suyun yeryüzünde azalması sadece insanı değil, tüm canlıları, bitkileri de etkileyecek. Özellikle de bu, balıkları ve su bitkilerini çok etkileyen bir konudur. Bu canlılara da, yaklaşan durumdan korkmamaları için sevgi göndermek gerekmez mi! Gerekir, hatta onların ruhları adına da susuzluğun durması için, tüm canlıların suya kavuşabilmesi için ruhsal istekte bulunulabilir ve dua edilebilir.

Eğer sular çekiliyorsa, çekilmemesi için, nehre de, denize de rica edilmelidir. Bunların her biri ruhsal çalışmalardır ve içinde bulunduğumuz Kadın Çağı bu tür çalışmaları desteklemektedir. İnsana ise sadece bu konuyu yüreğinde idrak ederek inanmak ve uygulamak kalıyor. Yürekten anlaşılması gereken diğer bir derin konu şudur ki; zamanımızda yaşanacak daha nice felaketleri dindirebilmek için, Ruhsal Gücü kullanmak çok önemli fırsattır. Çünkü insan, asıl olarak bu beden değil, Ruhtur ve Ruh, Kozmik Evrim Yolunda sürekli değişir ve gelişir. Değişimler ve gelişimler için bu tip dönemler acı olsa da, ruhsal deneyim ve gelişim için şanstır.

 

DOĞANIN ŞİFA GÜCÜ

İnsanın bedensel doğası ile dışarıdaki doğa, yaratılışına göre özünde dosttur. Doğa ile Ruhsal bütünlüğünün idrakında olan insan, insanı besleyen doğadaki bitkiler ile de dost kalabilir. Bu dostluk, sadece insanın doğadan faydalanabilmesi için değildir. Başka değişle bu dostluk, tek taraflı olmamalıdır. Çünkü doğaya, yıkıcı ve çıkarcı davranınca, doğa ile dostluk mümkün değildir. Doğaya yapıcı ve onun doğasını bozmadan, güzelleştirmek amacı ile, onu yaşatmak amacı ile yaklaşmadıkça da doğa ile dostluk mümkün değildir. Dolayısıyla burada vurgulanmak istenen ilk şey, günlük hayatta ağacından, taşına kadar tüm doğaya, kaba, ruhsuz ve yıkıcı davranan biri, yediği doğal gıdalardan şifa alamaz. Doğanın mucizesi olan şifa, ancak doğa ile yürekten gerçek dostluğa inanan ve özen gösterip bunu yaşatanlar için geçerlidir. Doğanın da canı var ve doğada her şey canlıdır! Bu yaşayan güzelliğin Canını göz ardı etmemek gerek. Zaten Doğanın Canını bile hissetmeyen, yaşamayan biri, onunla birliği yaşamakta olan kendi ruhunu nasıl idrak edebilir ki?

Yemeye veya içmeye başlarken, vücudun bundan hoşnutluğunu ve mutluluğunu dileyerek yiyip içmeye başlanır. Yeme ve içme sırasında ise, vücudu dinleyip ve mutlu olup olmadığını kontrol etmek de uygun olur. Özellikle evde yapılan taze yemekler tercih edilmelidir. Çünkü yemek yaparken, yemek yapan kişinin duygu ve düşüncelerinin hali, mekanın temizliği kadar önemli bir konudur. Mekandaki her şeyin, birbiri ile enerji etkileşimi içinde olduğu bilinen bir gerçektir. Örneğin kızgınlıkla, sevgisizlikle veya benzeri olumsuz duygu halleri ile yapılan bir yemek, hangi tatta olursa olsun şifa değil zarar verebilir. Ruhsal yemek hazırlama sanatı vardır ve bu kişiye – ruha özgü sanatta, güzellik, sevgi, renklilik ve ahenk bulunur. Ruhsal yemeklerde, sıradanlık ve yapaylık değil, aksine yaratıcılık vardır. Evlerde veya her tür restoranda yemek yapan kişinin bu konuya özen göstermesi, öncelik vermesi gerekir. Bu konu ruhsal temizlik konusudur ve yemeğin güzelliğini, etkisini, kısaca şifasını sağlar.

Doğanın şifa gücü, daha çok sebze, meyve ve bakliyatlardan alınabilir. Hayvansal ürünlerin kan içermeyen birçoğu şifalıdır. Ancak, hayvan eti ve özellikle her çeşit kırmızı et, hiçbir şifa gücü içermez. Aksine kanı olan bir başka hayvanın maddesinin vücuda alınması, fiziksel hatta ruhsal zararlar oluşturabilir. Bu nedenle en sağlıklı vejetaryen tipi, balık eti dışında hiçbir et yemeyen, kan içermesi mümkün olmayan her tür hayvansal ürünü (süt, yumurta, peynir, tereyağı gibi...) yiyen, ama ana gıdası sebze ve meyveler olan tiptir. Yine de yemeğe mecbur kalınmışsa, et canlı ateşte pişirilmelidir. Farklı türde vejetaryenler de olabilir, ama gerçekten vejetaryen olunmak isteniyorsa, hayvanın kanını içeren bir gıda alınmamasına dikkat edilmelidir.

Kan önemli bir maddedir. İçinde, canlıya ait tüm özellikleri taşır. Bilim adamları, bir damla kanın içinde bile canlının hem tüm kalıtsal özelliklerinin, hem de tüm duygu ve düşüncelerin etkisi olduğunu tespit etmiştir. Özellikle ölüm anında canı ve ruhu acı çeken hayvan, tüm bu olumsuz halini de kanında bırakır. Günümüzde birçok töresel alışkanlıklar, görenekler hayvan kesimini desteklemektedir. Ancak hayvanların işkence çektirilerek, hatta büyük kıyımlar halinde kesilmesinin tek sebebi, kesinlikle ve sadece insanın açgözlülüğü ve bencilliğidir. İnsan yaptığı hataların affını rica etmek istiyorsa, bunun en güzel ve anlamlı yolu, hem insanları, hem de tüm doğayı – hayvanları, bitkileri – sevmesi ve bunların tümüne iyi davranmasıdır. Tanrıya yakınlık, bir hayvanın canına kıyıp, bir de onu yiyerek yaşanamaz. Bu sadece ruhsal açıdan daha alçak seviyeye inmeye, yani Tanrıdan uzaklaşmaya neden olur. Ayrıca kanın içinde, canlının birçok enerjileri de bulunur. Yenilen et ne kadar vahşi bir hayvana ait ise, o etin hem fiziksel, hem de enerji özellikleri çok kabadır.  Ve onun etini yiyen insanın üzerinde daha olumsuz etkiler bırakır. Benzer şekilde buzdolabında uzun süre saklanan et çok sakıncalıdır; çünkü içeriğindeki organik kan nedeniyle, et dolapta kaldığı sürece düşük seviyeli birçok ruhsal negatif madde ona yapışır.

Doğa insana, ona uygun diyet türünü de söylüyor. Her gün gazetelerde çıkan onlarca çeşit diyet türü, her insan için geçerli olamaz. Gerçek diyet, insanın vücudunu dinlemesi, vücudunun ihtiyacı olandan fazlasını yememesi ile, kişinin kendi bedeni üzerinde kuracağı kontrol ile mümkündür. Ama bu kontrol yasaklar üzerine kurulursa hiçbir işe yaramaz. Kişiye ve onun yaşama mekanına, çalışma koşullarına uygun kiloda olması, insanın ruhsal çalışmalarına da yardımcı olur. Fazla kilo insanın, sadece günlük basit işleri için bile, çok fazla enerji harcamasına neden olur: yürümek, yemeği sindirmek, uyumak, kalkmak, hatta konuşmak bile fazla kilolu kişide daha fazla enerji isteyecektir. Bunun anlamı, fazla kilo, bedenle uğraşmakla geçen bir yaşam demektir. Oysa insanın enerjisini asıl olarak Güzelliklere, Tanrısallığa, Ruhsallığa yöneltmesi, yani pratikte Genel Hayra yönlendirmesi gerekir. Bunu yürekten sevgiyle anlayıp, sevgiyle ve ruhsal yaklaşımla diyet yapmak gerekir.

Her ne kadar modern yaşam insana, hareketsizliği, genelde de bilgisayar başında oturmaya zorluyorsa da insanın ihtiyacı olan temel şeylerden biri harekettir. Açık havada ve özellikle ruhsal anlamda temiz ortamda, düzenli, ritmik yürüyüşler, insanın yüreğinin, canının, ruhunun gerçek dostudur. Bu tip yürüyüşleri olumsuz tüm duygu ve düşüncelerden uzak, konuşmadan, hatta yalnız başına doğayı seyrederek yapmanın da Sonsuz Doğal Şifa Gücü bulunur. Bu tip zamanları yaratmak, insanın canı için de, ruhu için de çok büyük önem taşır. Bu gerçeği yaşamın bir parçası yapmak, hatta mümkünse evi, işi seçerken bu konuya uygun doğal alanları veya şehirleri tercih etmek gerekir. Yine de gün içinde bu tip yürüyüşlere uygun ortam bulunamayabilir; çünkü iş yerlerinin çoğu sanki özellikle yaparmış gibi, bu tip sağlıklı yürüyüş alanlarına yakın değildir. Bu durumda hiç olmazsa arada bir insan, mekandan uzaklaştığını ve güzel bambaşka bir yeşil ve doğal ortamda olduğunu hayal edebilir veya pencereye yaklaşıp göklere doğru derin nefes alıp verebilir. Veya yakın, ama ruhsal temizlik taşımayan yürüyüş alanı varsa, yürüyüş sırasında insan kendini mor bir fanus içindeymiş gibi ve bu koruma alanı ile yürürmüş gibi hayal etmesi bile onun için koruyucu olabilir.

 

KALBE ŞİFA VEREN BESİNLER

Kalp bedenin en önemli yaşam organıdır. Öyle ki insanın hayatı, onun sürekli sadık ve özverili çalışmalarına bağlı. Bir yaşam boyu sürekli ve hiç durmadan çalışıyor. Ona duyarlı olmak, gerçekten ihtiyacı olanı sağlamak ise, bu sonsuz özverili dosta sevgi ile yapılabilecek görevdir.

Kalbe iyi gelen, onunla doğası gereği dost besinler, kalbin çalışmasına kolaylık sağlayarak yardım edenlerdir. Ayrıca kalbin vücuda pompaladığı kanda güzel enerji taşıyan besinler varsa, kalp bu durumda da çok mutlu olur. Bu nedenle, doğal olmayan besinler ve özellikle sigara, kalbin zevk almadığı maddelerdir. Her türlü doğal ve kana çabuk karışabilen sağlıklı gıdalar kalbe dosttur. Domates, biber ve türlü yeşillikler ile yoğun şekeri olmayan hafif meyveler kalbe faydalıdır.

Doğanın kendi de aslında kalp ile zaten dosttur, bundandır ki özellikle açık havada yapılan yürüyüşlerde o, kendini çok canlı ve iyi hisseder. Ve kalp bu hoşnutluğunu yürüyen insana anında hissettirir ki, ona iyi gelen böyle hareketlerin devam etsin. Buna karşılık doğal olmayan, kapalı, hatta içkili ve sigara dumanı altındaki bir ortamda kalp sıkışmaya başlar. Bu defa kalp insana, onu rahatsız eden yerler ve durumlar hakkında bilgi verir. Kalbin sıkıştığı bir durumda, etrafa duyarlı şekilde bakıldığında, rahatsız eden şey hemen görülecektir. Eğer ortamda görünen olumsuz bir şey yoksa insan, kendi düşüncelerini ve etrafındaki insanların düşüncelerini kontrol etmelidir. Çünkü düşünce gücü bu konuda da devreye giriyor. İnsanın kendine ait veya etrafındaki birine ait olumsuz düşünceler de kalbe zarar verir.

Burada belirtmek yerinde olur ki, kalbe de enerji ile şifa verme gücü unutulmamalıdır. Örneğin, sadece kalp değil, diğer tüm organlar ve sistemler için, özellikle renklerin şifalı enerjisi kullanılabilir. Kalpte oluşan ani bir ağrı hali gibi durumda, eğer bir koruma gerekiyorsa, pembesi yoğun tonda mor renkle kalbin çevrili olduğunu hayal etmek çok faydalı olabilir. Ve kalbe sevgi iletmek de gerekir! Aslında vücudun bu çok özverili parçasının üzerine eli koyup ona sevgi göndermek de çok güzeldir. Benzer şekilde vücutta sorun yaşanan herhangi bir bölgeye, onu sevdiğini iletmek gerçek şifayı sağlayabilir. Sorun yaşandığında, vücudun o kısmını hiç sevmemeye, sürekli olumsuz düşünmeye, zaten rahatsızlıkları olan o bölgeyi daha da üzmeye insan o kadar alışmıştır ki, bunun vücuda ne kadar çok zarar verdiğini göremiyor.

 

 MİDEYE ŞİFA VEREN BESİNLER

Mide konusunu sindirim sisteminden ayrıca belirtmek tesadüf değildir. Çünkü mide sahip olduğu önemli fonksiyonlar nedeniyle, şifası üzerine ayrıca durulması gereken bir konudur. Her ne kadar hiç yemek yemeden yaşamayı başaran insanlar varsa da, midenin düzgün çalışması insanların büyük çoğunluğu için önemlidir.

Mide özellikle çocukların gelişiminde, vücut içindeki önemli yaratıcı ve yapıcı çalışmaları sürekli besleyen, destekleyen ve dengeleyen fabrika gibi çalışır. Bu fabrikanın bir anlık yanlış veya sorunlu çalışması vücutta inanılmaz tahribatlar yaratabilir. Bu nedenle yenilen gıdaların mide ile de dost olması önemlidir.

Mideye zararlı gelebilecek maddeler, midenin içyapısına veya salgılarına zarar verebilirler. Midenin sağlığı için yeşil çayın dışındaki çayları, asitli gıdaları ve kahveyi az miktarda ve kontrollü tüketmekte fayda vardır. Kontrol aslında burada sürekli vurgulanan vücut ile dostluk, vücudu dinleme kontrolüdür. Bir şey yerken veya içerken vücudun bundan hoşnutluğunu ve mutluluğunu dileyerek yiyip içmeye başlamak; yeme ve içme sırasında ise, vücudu hissederek mutlu olup olmadığını kontrol etmek de uygun olur.

Mideyi özellikle mutlu eden ise, onun işini - sindirimini zorlaştırmayacak ve vücuda iyi gelecek besinlerdir. Bu nedenle özellikle dondurulmuş gıdaları mide sevmez. Genelde bunların hem faydası çok azalmıştır, hem de sindirimi zordur. Ayrıca yoğun, sindirimi zor olan etleri de sevmez.

Mide rahatsızlıklarında, ağır soslar kullanmadan sade pişirilen bakliyatlar ve asidi minimum içeren yeşillikler çok faydalıdır.

 

 SİNDİRİM ve BOŞALTIM SİSTEMİNE ŞİFA VEREN BESİNLER

Yenilen gıdanın rahat sindirilebilmesi de çok önemli bir konudur. Yenilen gıdanın üzerinden iki günden fazla süre geçmişse ve boşaltım sistemi eksik çalışmışsa, bu hemen halledilmesi gereken bir durumdur. Bu tip zaman aşımı durumlarında, çeşitli bitki çayları (örneğin sinameki bitki çayı) çok faydalı olacaktır, gecikmeden içilmelidir. Özellikle çocuklarda bu konunun bilinci henüz oluşmadığı için çocukların takip edilmesi gerekir ve kendilerine bunun önemi öğretilmelidir.

Sindirim ve boşaltım sisteminin en büyük dostu sudur. Gün içinde alınan gıdaların içindeki suyun dışında, doğrudan tüketilen suyun vücut için yeterli miktarda olması gerekir. Bunun için susamayı beklemeye gerek yok. Vücudun ihtiyacını hissetmek, kişiye özel su ihtiyacının miktarını da belirlemeye yardımcı olur. Ama ortalama vermek gerekirse günde iki, iki buçuk litrelik su tüketimi yararlıdır.

Ayrıca kurutulmuş veya yaş meyveler, kuru yemiş (özellikle siyah erik ve kuru kayısı), kavun ve  ceviz de, az miktarda tüketilince faydalıdır. Sindirim ve boşaltım sistemlerinin her ikisi için çalışma ritimleri de önemlidir. Her gün yaklaşık olarak belirli zamanlarda, fazla değil ihtiyaç olduğu kadar yemek, sindirim için önemlidir. Her gün aynı saatlerde çalışması, boşaltım sistemi için de önemlidir; boşaltımın da düzgün, periyodik çalışması bilinçli olarak desteklenmelidir. Böylece gecikmelerden kaynaklanan kabızlık gibi sorunlar minimuma indirilebilir.

 

 BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNE ŞİFA VEREN BESİNLER

Her nasıl değişik hastalıklar bağışıklığı artırıyorsa, bağışıklık sisteminin dengesi için farklı gıdalardan az az tüketmekte fayda var. Çünkü vücut yediği gıdanın içinden ona uygun gelen enerjileri de almaktadır. Bağışıklık sisteminin paketler halinde sakladığı bu enerjiler, günü gelince herhangi bir hastalığa karşı açılıp kullanılırlar. Bu nedenle dengeli ve çeşitli beslenmek bağışıklık sistemine iyi gelir.

 

SİNİR SİSTEMİNE İYİ GELEN BESİNLER

Sinir sistemine iyi gelecek en güzel besin huzurdur. Bu huzuru, doğada bir yerde veya evde de bulmak mümkündür. Evde en azından bir odanın huzurlu ve temiz olması sağlanabilir. Bunu sağlamak için, odaya negatif duygu ve düşünceler ile ne insanın kendi ne de başka herhangi biri girmemelidir. Sinir sistemi sorunları, vücudun elektrik alması gibi bir enerji yüklenmesinden oluşur. Bu elektrik vücuttan atılmazsa hiçbir şey fayda sağlamaz. Bu nedenle huzurlu ve sakin bir ortam şarttır.

Sinir sistemini iyi edebilecek olan, asıl olarak ruhtur. Bu nedenle sakinleşip ruhsal çalışmalar yapmak, ağır işler yapmamak, hafif beslenmek gerekir. Ağır işler yapılırsa, vücut her türlü enerjisini o işe harcayacağı için, yine yoğun enerjiler isteyen ruhsal çalışmalara enerji kalmayabilir. Sinirsel durumlarda, ağır, sindirimi zor yemek de yenmemelidir. Hatta mümkünse böyle zamanda et hiç tüketilmemelidir. Çünkü ağır yemek ve özellikle et de, vücudun yoğun iç çalışmalara girmesi ve enerji kaybetmesi demektir. Bu nedenle Sinir Sistemini iyileştirecek enerji yetersiz olabilir.

 

 SAÇA ŞİFA VEREN BESİNLER

Saçlar, tepede cansız gibi görünen ancak son derece canlı çiçekler gibidir. Ve yine çiçekler gibi sevgi ve su ister. İçilen suyun saça da sonsuz şifası vardır. Özellikle, saçın durumuna göre, haftada bir veya ayda bir yapılacak yoğurt ve zeytinyağı maskeleri faydalıdır. Ayrıca kullanılan şampuanların içindeki maddelere, zararlı maddelere dikkat edilmelidir. Zararlı kimyevi maddeler içeren şampuan veya saç bakım ürünü kullanılmamalı ve üreticileri doğal ürün yaratmaları için yönlendirmek gerekir. Ayrıca, bitkisel doğal saç bakım ürünlerine bazı uygun bitkisel yağlar da katılabilir. Saç özellikle bademyağını ve çam terebentini, limon yağını sever.

 

CİLDE ŞİFA VEREN BESİNLER

Cildi seven gerçek dostlar yeşil bitkilerdir: örneğin, nane, maydanoz, salatalık cilde iyi gelir. Bunların dışında, bu tip bitkileri içeren ve kimyevi madde oranı minimum seviyedeki farklı cilt ürünleri denenebilir. Ama daha iyisi, cildin şifa bulması istenen bölgesine yoğurt ile mentollü bitkilerin ve nanenin tozu sürülebilir.