Ana Sayfa
   Kadın Çağı
   Kadın Ruhsallığı
   Kadın Özgürlüğü
   Güzellik ve Kültür
   Kadın Yüceliği ve 
   Kahramanlığı
   Kadın ve Erkek
   S e v g i
   A n n e l i k
   Yeni Çağın
   Çocukları
   Sağlık ve
   Alternatif Şifa
   Metotları
   Yaratıcılık
   Anadolu
   Tanrıçaları
   Kütüphane
   Sorular ve Cevaplar
 
 
 
  
 

  

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KADIN RUHSALLIĞI

 

 

AYDINLANMA

Ben kimim? Bu soruya çeşitli insanlar kadınlar, erkekler, çocuklar, ihtiyarlar çeşitli cevaplar verirler. Ama genelde bu soruya verilen cevap şudur: “Ben bu bedenim. Benim beynim var, sinir sistemim var, beş duyu organım var, duyularım var, aklım var, hafızam var, karakterim var, kaderim var ve çeşitli şahsi özelliklerim var. Sonuçta ben işte buyum – çeşitli psikolojik özellikler (hisler, duygular, düşünceler) taşıyan bedenim.” Hepsi bu kadar mı? Peki, ya senin ruhun var mı?

Aslında ruh ve madde iki farklı ve ayrı şey değildir. Ruh ve Madde karşıtlar birliğidir yani tek şeyin farklı halleridir. Bunu bir iki örnekte görebiliriz. Birinci örnek lotus çiçeği... Lotusun kökü gölün altında toprakta yani çamur içinde bulunmaktadır. Filizi ise su içinde… Ama çiçeği havada ve güneşin ve yıldızların altında… İnsan böyle bir lotusa benziyor. Onun bilinen fizik bedenini lotusun köküne benzetebiliriz. Filizi ise onun duyguları, hisleri ve düşünceleri gibidir. Ama ruhu lotus çiçeğinin ta kendisidir. Hepsi bir bütündür ama kökün bilinci karanlıkta bulunuyor. Filizin bilinci daha geniş ve aydın su mekanında bulunuyor ve su içinde çok şeyleri görebiliyor hatta güneşli günde su altında güneşin yansımasını bile fark edebiliyor. Ama sadece çiçeği, doğrudan Tanrı’yı sembolize eden Güneş’i görür ve gökteki Tanrısal varlıkları ve melekleri sembolize eden yıldızları ve gezegenleri görür. Ama toprağın derinlerinde bulunan lotusun kökü kendi çiçeğini görmüyor, güneşi görmüyor, yıldızları görmüyor. Aynen fizik bedende ve fizik planda yaşayan insanın da kendi öz gerçek benini, Tanrı’yı ve göksel varlıkları görmediği gibi… Ama lotus çiçeğinin özü ve özelliği onun kökünde ve filizinde değil, onlar başka bitkilerde de benzerdir. Lotus çiçeğinin ta kendisinde... Aynı şekilde insanın da özü ve özelliği onun bedeninde ve psikolojisinde değil, onun özünde, Yüce Ben’inde, ruhun merkezi olan yüreğinde ve ruhundadır.

İkinci örnek: Bir buz parçasını alalım. Bir masa büyüklüğünde bir buz parçası ve şimdi tek yapacağımız şey onu durmadan ısıtmak. Tabii ki bunu en mükemmel şekilde güneş yapar. Hayal edin büyük bir buz parçasını güneş ısıtıyor; buz eriyor ve suya dönüşüyor. Isınmaya devam ediyor... Yüz derecede su kaynadığı zaman buhara dönüşüyor. Buharı ısıtmaya devam ediyoruz. Buhar iki gaza ayrılıyor; biri hidrojen biri oksijen. Bu gazları da ısıtıyoruz; neticede onlar plazmaya dönüşür yani aleve. Alevi ısıtmaya devam edersek yani onun atomlarını ve atom parçalarını hızlandırmaya devam edersek sonunda ortaya çıkan şey ışık olacak. Zaten alevin kendi ışığa dönüşüyor. Buz sert ve kaba bir şey aynen bizim fizik bedenimiz gibi. Su ise esnek, akıcı aynı bizim duygularımız gibi… Buhar ise hava ile karışıp mekana dağılır insanın aklı gibi… İşte bu örnekte daha detaylı ve genel şekilde görüyoruz ki, insanın görünen bedeni buz gibi ise ve duyguları su gibi ise, aklı, hava ile birleşen buhar ve gazlar gibi olur; entelekti alev gibi olur; ruhu ise sonsuza kadar genişleyen ışık gibidir. Ama aslında, buz – su – buhar – alev – ışık tek şeyin çeşitli halleridir. Biz onu sadece ısıttık. Bu örnekte görüyoruz ki, buz ve ışık ne kadar farklı görünse bile yine de aynı şeyin başka bir halidir ve aynı zamanda ışık alevde ve havada olduğu gibi suda hatta buzun içinde bile var olabilir. Tabii ki o su veya buz çok kirli olmasa, yani fizik bedeni sembolize eden buzun kendi içinde ışığı içerdiği gibi, insanın bedeni de eğer temiz olursa kendi ruhunu içerebilir. Buz eriyip kaybolduğu zaman, su ısınıp buharlaşıp kaybolduğu zaman, sonunda buhar gazlara, gazlar da aleve dönüşüp kaybolduğu zaman, bu maddenin insan ruhunu sembolize eden en yüksek hali ışık kaybolmaz ve o uzayda yıldızların ışığı gibi milyonlarca yıl yaşamaya devam eder. Aslında ruh ölümsüzdür ve O her şeyin başlangıcıdır. Aynen bunun gibi güneşin ışığı, fotonlar ve diğer atom parçaları şeklinde gezegenimize yaklaştığı zaman hızı azalıyor ve birbirini çekip atomlar oluşturuyorlar. Hidrojen ve oksijen atomları böyle oluşur. Sonra bu atomlar da birleştiği zaman ayrı su molekülleri oluşur. Su molekülleri birleşip buhar gibi bulutlar yaratır. Bulutlardan ise yağmur veya kar yağar. Sonunda bu şekilde gezegenin üzerinde nehirler, göller ve denizler oluşur. Daha soğuk yerlerde, yüksek dağlarda ve gezegenin kutuplarında su buza dönüşür. Birinci proseste biz durmadan buzu ısıtıyorduk ve sonunda ışık haline geldiğini gördük. İkinci proseste ışığın ısısının gittikçe daha çok azaldığını görüyoruz ve sonunda ışık buza dönüşüyor. Ölümsüz ruhu temsil eden ışığın dışında, alev, gazlar, buhar, hava, su, buz geçici şekilleri taşımaktadır ve değişkendir. Işık ise sonsuzdur ve mekanın tüm ışıkları ile birleşir. Aynı şekilde insanın ruhu da ölümsüzdür ve tüm evreni dolduran her şeyin ve Tanrının Ruhu ile birdir.

Nedir ruh? Nedir ruhsallık? Dünyanın tarihine bir göz atarsak en eski çağlardan bugüne kadar dünyaya Büyük Hocalar, Peygamberler, Filozoflar, Sanatçılar, Yazarlar gelmiştir. Bunların çoğu ruhtan söz etmiştir ve insanlığın aydınlanmasının, kurtuluşunun onun ruhsallığına bağlı olduğunu söylemişlerdir. Beş bin yıldan daha eski zamanlarda Hindistan’a Krişna Peygamber gelmiştir ve insanlığa ölümsüz bir öğreti vermiştir. Onun kendi öğrencisi Arcuna’ya verdiği bu öğretiyi, Bhagavatgita kitabında bugün bile bulmak mümkün. Daha çok eski zamanlara ait olan Vedalarda (Rig Veda, Sama Veda, Ahtarva Veda, Yajur Veda, Mahabharata gibi kitaplarda) ve sonra Vedanta öğretisinde (Brahmanlar, Upanişadlar gibi kitaplarda) – tüm bu Yüce, ölümsüz, ezoterik metinlerde olduğu gibi Bhagavatgita’da da, evrenin, doğanın ve insanın ruhsallığından ve insanlığın ruhsal gelişmesinden ve ruhsallığını gerçekleştirmesinden söz ediliyor. Yüce Gautama Budda’nın, bu dünyada acılar ve ıstıraplar içinde yaşayan insanların bu acılardan ve ıstıraplardan kurtulması için verdiği orta yol öğretisi de insanın ruhsallaşması gerektiğinden söz ediyor.

Musa Peygamber, Tur Dağı’na ruh olarak gelmiş ve bir parlak ışıklı alev şeklinde yani ruh şeklinde gelen Tanrı Musa’ya onun görevini ve insanlar için uygulamaları gereken on emri vermiştir. Sevgili İsa, sayısız çok insanları mucizevi bir şekilde çeşitli hastalıklardan ve hatta ölümden Kutsal Ruh ile iyileştiriyordu. Hazreti Muhammed, Kur’an-ı Kerim’i Ona ruh şeklinde görünen Allah’ın meleği Cebrail’den almıştı. Kur’an da, dünyaya önceden verilmiş öğretiler gibi, insanın ruhsallaşmasından söz ediyor. Zaten din - ruhsallıktır. Son bir iki yüzyıla bakarsak, insanlığa verilen ruhsal öğretiler asla kesilmedi, azalmadı, tam aksine çoğaldı. 19. yüzyılda Helena Blavatsky, Secret Doctrine kitabında, insanlığın tüm evren gibi kendi Yüce kaynağına (yani Tanrı’ya) dönmek üzere Kozmik Evrim Yolunda, Ruh Yolunda gelişmekte olduğunu ifade etmiştir. Ve ilk defa bu kitapta Ona (H.P.B), Yüce Kozmik Hocalar (Himalaya Mahatmaları – Mahatma Büyük Ruh demektir) tarafından ilk kez gerçek evrenin, dünyanın ve insanlığın yaratılışı ve ilk ırktan bugün dünyada yaşayan beşinci insanlık kök ırkına kadar tarih ve insanın biyolojisinin, bilincinin ve ruhunun nasıl geliştiği anlatılmıştır. Yirminci yüzyılda Hindistan’da hayata gelen, ama tüm dünya için çalışan Maha-Avatar Babaji, Ramakrişna Paramahamsa, Ramana Maharşi, Satya Sai Baba gibi Büyük Avatarlar ve Vivekananda, Aurobindo Ghose, Yogananda, Osho, Krişnamurti  gibi Büyük Hocalar da, yeni öğretilerinde, çağdaş insanın hayatında ruhsallığın ne kadar önem taşıdığını ve ruhsal gelişmenin yollarını anlatmanın yanı sıra, bu öğretileri ve Yüce Ruhsallığı kendi hayatlarında da mükemmel bir şekilde gerçekleştirmişlerdir. Yirminci yüzyılın sonuna doğru, Amerika’da Mark ve Elizabeth Prophets’ler tarafından kurulmuş Summit Lighthouse Üniversitesi ruhsallık hakkında çok sayıda kitap yayınlamıştır. Bu kitaplar, Yüce Yükselmiş Üstadların öğretileri ile, tamamen bu dönemin insanlığının ruhsallaşmasının önemini ve metotlarını anlatmaktadır.

Tüm bu öğretiler ve bunlarla birlikte eski çağın filozofları Çin’de Lao - Tzi (Tao Te Ching kitabı), Konfüçyüs (Konficous) ve Japon Kōbō-Daishi (Kukai); antik çağın filozofları Yunanistan’da Pisagor (Pythagoras), Empedokles, Anaksogor, Sokrates, Platon, Heraklitos; Hellenizm dönemi filozofları Plotin, Proklus, Lamblichus gibi; orta çağda Hindistan’da Şri Şankaraçarya, Çaytanya, Yüce Akbar; Orta Asya’da Ebu Ali İbn-i Sina, İbn-i Tufeyl, Mevlana, Ömer Hayyam; rönesans çağında Avrupa’da Leone Battista Alberti, Thomas Aquinas, Nicholas of Cusa, Giordano Bruno…; yeni klasik Alman felsefesi döneminde Jacob Böhme;  günümüzde Carl Jung… bunlar gibi birçok filozofların öğretilerinde de evrenin ve insanlığın ruhsallığından ve ruhsal gelişmesinden söz ediliyor.

 

 

RUH VE RUHSALLIK 

Doğumla var olup ölümle yok olur gibi görünen insanoğlu aslında Sonsuz, Ölümsüz Ruhtan başka bir şey değildir. Biz insanlar insani doğum ile var olmuyoruz; tüm dinlerde Tanrı tarafından öğretilen Gerçek şu ki, biz Tanrısal Yaratıcılık ile var olduk ve yolumuz sonsuza uzanmaktadır. 

Ruh bizim Gerçek Özümüzdür. O halde, onu anlamaktan, yaşamaktan daha kolay ne olabilir ki!

Ama bunu, Ruh olduğumuzu idrak etsek de asıl Gerçek olan Tanrısallıktır, yani Sevgi içinde Birliktir – Birliği idrak etmektir. Bunun adı ise Ruhsallıktır. Kendini ruh olarak idrak eden insan, doğa ile, tüm insanlar ile, hatta Dünya ve Evren ile Ruhsal Bağını ve Birliğini hisseder, daha ötesi, yaşar!

Ruhsallık, insanoğlunun bu Dünyada ruh olduğunu idrak etmesinden sonra ortaya çıkabilecek Gerçek, Tanrısal, Sevgi ve Birlik bakışıdır – görüşüdür – yaşayışıdır.

Eğer ruhsallık olmasa idi, doğanın tüm renkleri siyah – beyaz olurdu. Oysa doğa engin ruhunu yaşıyor ve tüm sadeliği ve Tanrısallığı ile ruhunu sonsuza taşıyor.

Bundandır, doğanın kucağında iken insan, her şeyin ruhunu hisseder ve kendi ruhunu da hisseder ve yaşar.

Bundandır, Gerçek Sanat yüreğimize işler, tarif edemeyeceğimiz, daha önce görmediğimiz, bilmediğimiz duyguları ortaya koyar.

Gökyüzünün renklerinden yeryüzü üzerindeki toprağa, çiçeğe, karıncaya kadar her şeyi merak edin, hepsi ile ilgilenin; ve yeryüzünün ait olduğu Süt Yolundan (Samanyolu – Milk Way) Kozmosun çok uzak diyarlarına kadar her yeri merak edin, araştırın. Göreceksiniz, yaşayacak ve hissedeceksiniz: ne Büyük ve Kozmik Bir Sevgi Bağı içinde olduğunuzu ruhunuzla idrak edeceksiniz. Yıldızlar yolunuzu, Güneş yüreğinizi aydınlatıp ısıtınca daha net fark edeceksiniz.

 

 

RUHSALLIK VE YENİÇAĞ

Bir çiçek, yaprak yaprak dökülse bu, o ölüyor demektir. Bir Çağ adım adım büyüyen sorunlarla karşılaşıyorsa, o bitiyor demektir. Bu da insanlık gezegenin her bir tarafında çürüyor demektir.

Çünkü yaşayan ama tükenmekte olan bir çağ üzerinde, sağlam bir şeylerin bulunması çok düşük bir ihtimaldir.

Bu konuya acı duymadan yaklaşmak ve gerçekleri soğukkanlılıkla anlamak gerek.

Acılarıyla yıkılmakta olan, acıları arttıkça daha çok ve daha çok çöken bir çağın içindeyiz. Bunun içinden bedensel kurtuluş sağlanmasının hiçbir önemi ve anlamı yok. Ruh bunun ne demek olduğunu biliyor.

İnsanın ruhunu idrak etme vaktidir ve ruhunu kurtarma vaktidir.

Ruhlar gergin, geçmişten geleceğe uzanan bir sonsuz yaşamın içinde ıstırap çekiyor; gerilmiş ve ıstırap çekiyor.

Ruhların sevgi dolu kardeşliği bu ıstırapları kökten çözebilir. Bunun için öncelikle ruh olduğunu idrak etmek gerek. Sonra da ruhların, Tek Anne ve Baba’dan geldiğini ve tek bir bütün olduklarını idrak etmesi gerek.

Bunu düşünerek, hissederek değil, akıl ile değil, sadece ve sadece sevgi ile başarmak mümkündür.

Bugün, savaşların ortasında, silahlar, bombalar, ateşler arasında, hatta nükleer bombalar arasında, cesaretle durabilecek hiçbir beden yoktur. Ama bunu tüm ruhlar yapabilir. İşte, fiziki bedenin yaşadığı tüm acıları ruhun yüceliğini kalkan yapıp yenmek mümkündür.

Benzer şekilde, Dünyanın fizik bedeninin acılarını da Dünyaya ruhsal güç göndererek hafifletmek mümkündür. Ve bunu idrak ederek yapabilmek hem Dünyanın, hem de ruhların kurtuluşu demektir. Yeni Çağa, Yeni Çağın hak ettiği gibi ruhsallık içinde ve ruhsal bütünlükle girmeyi sağlar.

Ne demektir ruhsal güç ve nasıl verilir?

Bu konunun hissetmek ile hiçbir ilgisi yoktur ve aynı zamanda gözle görüp varlığına inandığınız her şeyden çok daha Gerçektir.

Ruhsal güç – insanın sinir sistemlerinde akan bir tip enerjidir. Diğer tüm enerjiler gibi bu da gözle görülemez ama diğer tüm enerjilerden çok daha üstün ve Gerçektir. Enerji eğer kendine karşı bir direnç veya baskı görürse, güç olarak ortaya çıkar. Burada direnç ve baskı sadece negatif anlamı ile değil, pozitif anlamı ile de kullanılabilir.

Ruhsal güç ise, ruhsal enerjinin, ruhsal bir konunun baskı veya direnci üzerine güce dönüşümüdür. Bugün insanın kaslarındaki fiziki beden gücünden çok daha üstündür. Ruhsal gücünü bilen, yaşayan ve kullanan bir insan, fiziki bedeni ondan çok daha büyük – kaslı olan birinin yapamayacağı birçok şeyi yapabilir: çok daha uzun yürüyebilir, çok daha az uyuyabilir, buzlu ve dik bir yamaca çok daha hızlı tırmanabilir. Bu durumu dağcılar da, sporcular da, hatta sanatçılar da çok iyi bilir ve örneklerini yaşarlar.

İşte, Yeni Çağ’da ruhun inancı ile – ruhu yaşayarak o gücü toplamak mümkün. Ve bu gücü yöneltmek ise, örneğin Dünyaya yöneltmek, sadece ve sadece sevgi ile olabilir – Dünyayı severek mümkündür. Gücü istediğin yöne iyileştirme amacıyla göndermek için sevin ve sadece sevin. Neyse ki, bu gücün Dünyadaki karanlık tarafından kullanılmasının imkanı yoktur. Çünkü o – ruhsal güç,  sadece Gerçek Sevgiye itaat eder, Gerçek Sevgiye sadıktır ve sonsuz sabırla onun yanındadır.

Bu ne demek: her şeyi Sevgiyle karşılamak; sorunları da, acıları da Sevgiyle karşılamak, onlara en iyi çözüm bulmak demektir.  Ruhsal gücü Sevgiyle birlikte olması ve Sevgiyle yaşanması çok şeyi çözebilir. Her insan kendine de, ailesine de, Dünyaya da bu çok pratik ve basit şekilde faydalı olabilir.

Ruhsal konularda binler ve milyonlarca kitaplar yazılabilir. Ama unutmamak gerekir ki, tüm bu kaynakların tek bir hedefi vardır: insana ruh olduğunu hatırlatıp onu Ruhsal yani Tanrısal Sevgiye yöneltmek, buna teşvik etmektir.

Dünyadaki her şey, Gerçek sanat, Gerçek bilim, aslında yaşamın her dalı bu Gerçeğe hizmet eder ve buna yöneliktir.

 

RUH VE RUHSAL ENERJİ

Ruhsal Enerji adını verdiğimiz Ateşsi Kudret insana geleceğin mutluluk yolunu gösterecektir. İnsanlar Ruhsal Enerjiyi idrak ettikleri zaman Yeni Çağ hayata girdi demektir. Sadece Ruhsal Enerjiyi idrak ederek her şeyin temelinde olan ilkel, Ruhsal Enerjiyi idrak ederek tüm hayatı değiştirmek mümkündür.

Nedir o Ruh dediğimiz veya Ruhsal Enerji dediğimiz şey? Aslında Ruh bir Enerjidir diyebiliriz. Ama nasıl bir Enerji?

Ruhsal Enerji her şeyin Tanrısal Temelinde olan Yaratıcı Enerjidir. Ruhsal Enerji en İlkel olan Enerji, her şeyin başlangıcında olan Enerjidir. Tüm enerjiler ondan ortaya çıkar. Ruhsal Enerji hayatta ne varsa her şeyin içindedir.

O, tüm diğer enerjileri içerir. Herhangi bir enerji Ruhsal Enerjinin bir türüdür. Tüm enerjilerin tek bir başlangıç, ilkel, Yüce sıfatı olduğunu öğrenmenin zamanı gelmiştir.

Bilinen dünyanın ve bilinen evrenin temelinde Ruhsal Enerji vardır. Ruhsal Enerji başka bir deyimle Kutsal Ruhtur. Ruhsal Enerji Yüce AUM’dur. O, evrende olan tüm enerjilerin sentezi ve birliğidir. Hintlilerin AUM dediği, Avrupalıların AMEN dediği, Orta Doğu’da AMİN denilen şey aslında Sevgi’dir, Rahmettir, Bilgeliktir, Kudrettir, Güçtür, İnançtır, Sevinçtir yani Ruhsal Enerjidir. Yani her şeyi dolduran Ruhsal Enerjidir.

İnsanın her hareketinde bu en ince enerjinin yer aldığını hangi kelimelerle ifade etmek mümkündür? Dünyaları da aynı enerjinin hareket ettirdiğini nasıl ifade etmek mümkün? Aynı enerjinin insanın düşüncesinde de hareketinde de yer aldığını nasıl anlatmak mümkün? O hem hareket ettiren, motive eden, hem durduran, hem yaratan, hem de yok eden enerjidir. Onun için küçük veya büyük denen şey yoktur. Kim anlar ki, nerede o her şeyin ilk nedeni?

Yeni Çağ, Ruhsal Enerjiyi kabul edecektir ve hayatın içine alacaktır. Onun var olduğunu idrak etmekle insanlık, büyük buluşlarla dolu Yeni Çağ’a girmiş olacak. Bu nedenle bu Yüce Kudrete doğru davranmayı öğrenmeliyiz. Bu Kozmik Enerji günlük hayatın bir gerçeği olarak kabul edilmeli. Yeni, çok daha mükemmel hayatları yaratacak güç olarak kabul edilmeli.

Burada Kozmik Evrimin yolunda gelen, sıradaki basamaktan söz ediyoruz. Bu basamağa yükselmek için insanlığın zamanı gelmiştir. Bu Ruhsal Enerjiyi doğru şekilde hayata almak, kullanmak ve onunla dünya hayatını çok daha mükemmel bir hale getirmek, başlayan çağın ana görevidir.

Fizik açısından, Ruhsal Enerji her hareketin Kudretli Kaynağıdır. Burada büyücülükten değil, hayatı daha başarılı kılmak için günlük yaşamda kullanabilecek fizik kanunundan söz ediyoruz.

İnsanın tüm başarıları onun içinde var olan Ruhsal Enerjiye bağlıdır ve O enerji arttığı zaman insanın her çeşit başarısı da artmaktadır. Günlük hayatta Ruhsal Enerji yemekten ve ısıdan daha çok gereklidir. Çünkü aktif olan Ruhsal Enerji, uzun zaman yemek yemeden insanın yaşamasını ve çok soğuk olduğu zaman donmamasını sağlar.

“Eğer biz donmayı istersek tabii ki üşürüz de donarız da…” diyor ünlü ressam ve filozof-yazar Nicholas Roerich. “Ama Ruhsal Enerji denen öyle mükemmel bir şey var ki O, ateşten daha da sıcak ve ekmekten daha da besleyicidir.”

“İnsanlık çok çeşitli hastalıklardan ıstırap çekiyor. Bu hastalıkların çoğu iyileşme metodunun mümkün olmadığı varsayılan hastalıktır. Ama temizlenmiş Ruhsal Enerji, tüm hastalıklardan her şeyi iyileştirebilen ilaçtır (panatseyadır).” diyor filozof-yazar Helena Roerich.

Doğanın bu Ateşsi Kudreti iyileştirici bir güç olamaz mı? Ateş prensibinden söz ederken, aslında Kozmosun Hayati Gücünden söz ediliyor.

 

RUHSALLIK ve KADININ GELECEKTEKİ ROLÜ

 

Yüce Kadın Çağı gelmek üzere... Şimdi kadın ikili kahramanlık yapmak zorunda: Kendini kaldırmak ve ruhunu yükseltmek ve daima hayat yoldaşı olan erkeği de kaldırmak ve onun da ruhunun yükselmesini sağlamak. Tüm Işık Güçleri bu kahramanlığı bekliyorlar. Alem Annesinin Yıldızı (Venüs gezegeni) büyük zamanın yaklaştığının işaretini göstermişti. Eski çağların çok çeşitli kaynakları ve metinleri bundan söz ediyor; yılanın kafasını kadının kıracağını söylüyorlar. Kadının yüreği bu kahramanlık için alevlenmeli ve zafere götüren parlak ruh kılıcını korkusuzca ve cesaretle elinde kaldırmalıdır. Belli saatte kahramanlık ateşi ile yanan yürekleri ve dünyayı kurtaracak kaseyi kaldıran elleri insanlığın önünde göreceğiz. Her gün bu yüce kahramanlık için fedakarlıkla hizmet edilmeli. Büyük Anne geliyor.

Artık kadın, tüm zorlukları kendi üzerine üstlenip devletini de yönetmeye hazır olmalı. Hayat ve ilk terbiye temellerini veren kadının, insanlar için daha iyi hayat şartları yaratmaya ve onları yönlendirmeye hakkı vardır. Onun sağlam zekası ve en önemlisi de duyarlı yüreği ona çok çeşitli ve doğru kararlar verme imkanı sağlayacaktır. Çeşitli tarihsel örnekler aldığımızda, büyük insanların biyografilerini okuduğumuz zaman göreceğiz ki onlara ilham kaynağı olan ve rehberlik eden çoğu zaman kadındır. Örneğin Eski Mısır’da büyük rahibeler hocalara ve iktidardakilere ilham veriyorlardı ve Tanrıçanın emirlerini iletiyorlardı. O yüzden onlara iktidara sahip olanların yönlendiricileri demek mümkün.

 

 
Copyright ©2007 - Kadın Çağı Web Sitesi.
Tüm Haklar Saklıdır. Bu sitedeki metinlerin hiçbir sayfası veya parçası kopyalanamaz ve kullanılamaz.